Ben

Çocukluğumda yemek kitaplarını karıştırmamla başladı her şey, bu “heves”. Yemek kitabı dediysem, evde annemin gazetelerden biriktirdiği, Sahrap Soysal’ın, Ümit Usta’nın, Selçuk Kuzu’nun minik dergiciklerinde tatlı, poğaça, pasta kısacası içinde eğlence barındıran ne varsa yapmaya heveslenir, sonunda ortaya çıkan şeyi sorgulamadan keyifle yerdim. Bazen de hiç yorulmadan annemin ilk tarif defterinden, yapraklarında gazetelerden kestiği Cüneyt Arkın fotoğrafları olan defterden, “Islak Kek” tarifini yapıverirdim. Kendisi pek sevmezdi bu tarifi; üstü pişmemiş yumurtalı kek karışımıyla ıslatılıyor diye, kimin umrundaydı o zamanlar… Yapmayı en çok sevdiğimiz şeyin hayal kurmak olduğu zamanlardı. Kimi zaman haber spikeri olurdum, çoğu zamansa pasta programı sunucusu. 🙂 Çok sevinerek girdiğim ODTÜ Makine Müh. Bölümünden master da yapıp işimde de fena olmayınca uzun zamandır ara verdiğim pastacılık araştırmalarıma devam etmeye başladım. Tek sorunum, fazla takıntılıyım; hiçbir şey hiçbir zaman “tamam” olmuyor. Hep en doğrunun peşindeyim. Mühendislikten gelen bir algı galiba, kuralına göre yapmaya çalışıyorum, öylesine değil. Fikirleriniz, geri dönüşleriniz değerli 😉

Sevgiyle

Burcu❤️